Author Archive

Saniyede 24 kareden oluşmuş binlerce fotoğraf mı? Yoksa tüm akıp giden anın içinden düzgünce seçilmiş tek bir kare mi daha çok hikaye anlatır?
Zor soru, videonun bir çok avantajı var, ses kaydedebilirsiniz, üstüne müzik koyarsınız, montajlıyıp ekler uzatırsınız falan… Bu kadar çok imkan oluncada, mükemmel sonuç beklemek yüksek bir beklenti olmasa gerek.
Ama fotoğrafta yapılabilecek fazla bir şey yok (photoshop faktörünü denklem dışı bırakarak), Fotoğrafı daha uzun süreye yayamazsınız, görsellik dışında bir duyu hissi katamazsınız. Ama bu sadelik bir dezavantajmı?
Sanmıyorum, bir şey ne kadar basite indirgenirse onu incelemek ve algılamak o kadar kolaylaşır. Onu öznelleştirmek için yaptığınız etkiler daha belirgin hale gelir ve ortaya çıkan sonuç yapan kişiye daha özgü, daha ait olur.
Öyle mi? Bakayım… Bence öyle..

Comments Yorum yap! »

Cızırtılı sesler… Walkman’in pili bitmesin diye kasedi çıkarıp kalemle sarmalar… Sevdiği şarkı gelene kadar diğer bütün şarkıları ezberlemeler…. Sonra o şarkılarıda sevmeye başlamak… Zamanla seslerin bozulması.. kasedin dolanması… Müzik setiyle sevdiğin şarkıları tek bir kasede çekerek “playlist” oluşturmak yada oluşturduğun kasedi sevdiğin birine vermek…
Ne cd kadar kaliteli, ne de plak kadar otantik;
Kaç kişi hala kaset dinliyorki biz bu yazıyı yazıyoruz ? Dinlemiş herkes bunların ne olduğunu biliyor, dinlemeyenlerinde pek umrunda olduğu sanmıyorum.

Comments Yorum yap! »

Birazdan okuyacağınız şeyler hayatımda çok önemli yer tutmuş ve belkide şu ana kadar hiç söylemediğim ilklerdir.
Bunları okuduktan sonra bana karşı olan tutumunuz değişebilir yada bir daha benle görüşmek istemeyebilirsiniz, eğer tüm bunlara hazırsanız, haydi hep birlikte bakalım en özel, en uçuk, en kışkırtıcı ilklerime…

İlk yarışımı doğumumdan yaklaşık 9 ay önce kazandım. milyonlarca rakibim arasından sıyrılıp hedefime ulaşmıştım. Pek özel bir gün sayılmazdı.

İlk kez 2. sınıftayken ananas yemiştim ve onu yemenin verdiği zevkle çoğu meyveye bok atar olmuştum.

İlk defa kaybolduğumda, bir restoranda boş bir masanın altına girip uyumuşum.

İlk defa bir hikaye yazdığımda, hikaye içimde patlamıştı.

İlk defa hayvanat bahçesine gittiğimde en dikkatimi çeken şey, yem atınca üstüme gelen güvercinlerdi.

İlk defa kendi başıma yaptığım kokteyl portakal suyu, viski ve sodadan oluşuyordu.

İlk defa o kokteyli içtikten sonra alkolden dolayı kusmuştum.

İlk kez salona kustuğum için evde temizlik yapmıştım.

İlk defa odamı temizlediğimde masamdan 3 örümcek çıkmıştı.

İlk defa isviçreye gittiğimde tarantula görmüştüm.

İlk defa uçağa bineceğim zaman, papyon takmak konusunda ısrarcı davranmıştım.

ilk defa saçıma jöle sürdüğümde bozulmasın diye boynumu hiç kıpırdatmıyordum.

İlk kız arkadaşım çıkma teklifimi kabul ettiğinde “çok teşekkür ederim” demiştim.

Ve ilk defa tekila içtiğimde… tam hatırlamıyorum….

Comments 1 Yorum »

Yazı yazamamak?
Kıza yazamamak?
Yalan uydurma anlamında yazamamak?
Basket kaçırmak anlamında yazamamak?
Guburukta yazamamak?
Konuyu zor ve saçma bulup yazmamak?
(bkz: now)
P.S. : Konunun ucu çok açık kalmış elden birşey gelmez :P

Comments Yorum yap! »

Evlilik… İki insanın hayatlarını birleştirmesi… Sonsuz bir bağ ile birbirlerine söz vermeleri.. Ne uğruna peki ?
Bir yıl sonra “Kumandayı uzatsana manyak karııııı” veya “Evin içinde atletle dolaşma hayvaan!” diye birbirlerine bağırmak içinmi ? Olabilir.
Elbette yıllar süren güzel birliktelikler de oluyor, ömürleri boyunca birbirine destek olmuş, uyurken birbirinin üstünü örtmüş ve birlikte ölmeyi bekleyecek kadar bağlı. Ama bu dediğimiz şey o kadar ender birşey ki; Yok saysak bile kimsenin ruhu duymaz. Ben sonsuza kadar süren bir aşk veya sevgi tanımını saçma buluyorum, ama bir süre sonra ya birbirlerine çok alışıyorlar yada muhtaç oluyorlar. Öyle olunca da evliliğin akıllarda oluşturduğu bütün o büyülü atmosfer yok oluyor. Özetleyelim;
Neymiş evlilik: Genç yaşlarda insanların daha rahat eğlenmesini, biraz çoğalıp yayılmasını ve sonundada kendisine bakması zorlaşıncada medet umacağı bir hayır kurumu.
Peki madem bu kadar illet birşey, neden yüzyıllardan beridir insanlar birlikteliklerini resmi yollarla mühürleyip sonra birbirlerinden nefret ediyorlar?
Bunun cevabı basit: Baskı!
Sürü baskısı > Kabile baskısı > Mahalle baskısı…
İnsan evrimleştikçe baskının şeklide değişiyor, ama aynı olan şey baskı… Baskı hiç değişmiyor.
İşte bu yüzdendirki insanlar evlenip mutluymuş gibi davranır, çocukken evcilk oynamak gibi, oyun biterse anneniz sizi eve çağırır; Ama eve gitmek daha kötüdür. İşte bu yüzden oynamaya devam edersiniz. Ha eğer bana sorarsanız, ben evcilik oynamazdım, Ebelemece oynamak daha zevkli gelirdi…

Comments Yorum yap! »

İlk guburmamın(guburuğa katılmamın) sütyen yazısına denk gelmesi ne kadar guburuktur(ironik?) (bkz:şirinlemek). Konu biraz hassas, erkek olunca daha da hassaslaşıyor. Bu kadar hassaslaşıncada gözyaşlarımızı tutmamız ve sütyenler hakkında birşeyler düşünmemiz zorlaşıyor.
Ama kısaca özetlersek, sütyeni 4 yönden ele almak lazım:
1) İç çamaşır olarak sütyen:İnsanlar diğer memelilerden farklı olarak giyinip kuşanma ihtiyacı duyarlar. Bu erkekler için kolay olsada (en azından tek bir bölgede yoğunlaşıyoruz çift değil) dişilerin daha çok ayrıntıyı gizlemesi ve düzene sokması gerekmektedir, ki bu noktada da sütyen denilen icat onların yardımına koşar. Onları sarar sarmalar, yüzey şekillerini görünmez kılar. Çok gizli kaynaklardan aldığım bir bilgiye göre bunun sulu sütyen denilen bir cinsi varmış, Öyleki normal sütyen gibi olup uç kısmında balon gibi bir kısmın içinde kıvamlı bir sıvı oluyormuş. Bu sayede alttan desteklenerek dik görünen göğüsler aynı zamanda dolgun ve hacimli bir görünüme sahip oluyorlarmış. İlginç gerçekten, e hadi dışardan iyi görünüyorda çıkarınca ne olacak, demezlermi nereye gitti onların yarısı diye. Neyse.. Ne diyelim allah sahibine sabır versin.
2) Bir tahrik unsuru olarak sütyen:Sütyen birşeylerin altındayken masum ve muhafazakar bir amaca hizmet ediyor olabilir, ama bu sizi yanıltmasın, tek başınayken çok tehlikeli ve ölümcül bir silaha dönüşebilir… Onu tek başınayken yakalamak gerçekten zordur, yanlız başına korunmasız şekilde görüldüğü videolar var ama çoğunun sahte olduğu dile getirilmiş, inanmayanlar çeşitli video sitelerinden gerekli araştırmayı yapabilir, izleyin sahtemi gerçekmi siz karar verin. Ama bu arayış içerisinde çok dikkatli olun… Kimi gençler onu tek başına görebilme yolunda can verirken, kimileri o uğurda akli dengesini yitirir. Tam bir gençlik dramıdır, insanı yoldan çıkarır.
3) Bir silah olarak sütyen:Kimi zaman sapan yapımında, kimi zaman ipli bubi tuzağı yapımında, hatta hatta bir keresinde mancınık yapımında bile kullanıldığı olmuştur. Ama ne şekilde olursa olsun onunla avlaması en kolay olan şey sütyenin icadından beri aynıdır… Bu ne bir kuş, ne bir ördek, ne de maymundur. Sütyenle tuzağa düşürülüebilen şey, bunlardan çok daha korkunç, çok daha yırtıcı, çok daha ilkel ve acımasızdır. Ormanda onun için “dünyayı yok eden şey” derler. Bu şey o kadar iğrençtirki, Pizza hut’a gitse sınırsız menüden 20 dilim yer, üstünede bi çiğ köfte çakar, bide utanmadan gider üstüne iki bira içip maç izler. Evet sayın seyirciler tahminleriniz doğru, o şey: ERKEK!!
4) Bir yaşam tarzı olarak sütyen:Yani halkın kendi kendini sütyenebilmesidir. Süt ve yen işlerinin birbirinden ayrılması gibi. Hani elimizden geleni yapıp, gerisini sütyene inanıp dua etmek gibi işte. İnsanın sütyenine yakışanı giyebilmesindendir.Hayatımıza farklı alanlardan giriş yapmış olan sütyeni 4 konu başlığı altında inceledik, bir dahaki dersimize kadar sütyeniniz sıkı, kopçanız kolay açılır olsun efendim, afiyetler…

Comments 13 Yorum »