Author Archive

Arhadaş en son ağustosta yazmışız lan. Kapattık burayı yazmıyoruz.
Ama silmeye kıyamadık işte…

Comments Yorum yap! »

Bence fotoğraf alır eheh…

Aslında ikisi de aynı şeymiş gibi gözükebilir. Birisi sadece tek bir anı kaydediyor diğeri bunun gibi bir sürü anı peş peşe gösteriyor. Bazen “olm şimdi video kameralar geliştikçe gazeteciler videonun içinden kare seçip fotoğraf diye kullanılır ki” diye düşünüyorum. Kesinlikle gerçek fotoğraf tadını vermez ki lan.

Şimdi bu ikisini karşılaştırmak da o kadar zor ki şuan. Eskiden olsa vsh’lar görüntüyü dijital olarak algılayıp manyetik olarak saklıyordu. Fotoğraf makineleri ise görüntüyü ışık olarak algılayıp ışığı kullanarak filmde oluşturuyordu. Ama şimdi hepsi aynı mantık; dijital olarak algıla ve kaydet.

La olm fotoğraf dediğin ışık işidir, tek bir anlık iştir. Videoda zaten ışık dengesini kendisi ayarlıyor sen sadece kadrajı tuttursan yetiyor. Ee ne anladım ben? Tamam ses de kaydediyorsun ama fotoğraftaki o duyguyu veremiyorsun arkadaş. Tabi sinemayı katmıyorum bunun içine. Zira onun da fotoğraf kadar kendine has duyguları ve tekniği var.

Bu ikisinin temelde aynı şey olmalarının yanında en büyük ortak noktaları artık cep telefonları ikisini de yapabildiğinden etrafta fotoğraf ve video isimli garip şeyler görülebiliyor. Çöplük lan direk…

Comments Yorum yap! »

“Biz eskiden müzik ve video için kaset denen şeyler kullanırdık” demeyi istemesem de bu noktaya çok yakınız. Kaset güzeldir lan, her ne kadar fazla kullanmasam da güzelir. Verileri elle tutulan şeride yazması falan harika bir şeydir. Çünkü o tuttuğun şeye o veriyi nasıl yazdığını sonra okuduğunu küçükken hiç anlamazdım. CDlerin de aynı şekilde elle tutulabilir yönleri var ama o havayı vermesi imkansız. Küçükken ablamın walkman’inden sadece Michael Jackson dinlediğimi hatırlıyorum. Müzik dinlerken bandın dip gürültüsüne motordan gelen ayrı bir dip gürültüsü katılır ya vıcırk vıcırk diye, işte en çok onu özledim ben. Bu bir gün aklıma geldi o an bu yazıdakileri yapmaya karar verdim. Hala yapamadım ama elbet bir gün, elbet bir gün!..
Kaset derken bildiğimiz bantlı kasetlerin yanında atari kaseti de dahil edilmeli. Kökeni kart olsa da özü kasettir, o kadar! Hatta kasetlerin en sevilenidir benim için. Şu an bile içinde tank ve twin bee olan atari kaset arıyorum eheh… CDlerin yayılmasıyla kaset çağı kapandığı gibi başka bir şey de CD lerin yerini alacak. İşte o zaman beyinlerden kaset denen şey tamamen silinecek çünkü ondan bir önceki medya olarak CDler hatırlanacak, kasetler plak muamelesi görecek, plaklara nolur bilmem, aynen çocuklarımın kasetlere ne olacağını bilmeyeceği gibi…

Comments Yorum yap! »

Insanın hayatındaki iyi veya kötü çoğu ilk hiç şüphesiz kişiliğe büyük oranda etkiyor. Mesela ilk yediğim elma etkilemedi beni. Çünkü ne zaman ilk kez elma yedim hatırlamıyorum ne etkiliycek ki. Ama mesela ilk kez bisikleti iki tekerli sürüşüm bana kendime güvenmeyi öğretmişti. Aynı şekilde ellerimi bırakarak sürmeyi çözmem de.

Kötü ilkler ise bambaşkadır, azınıza sıçar direk. Mesela ilk sevgilinden veya sevdiğin bir insandan ilk kez ayrılmak. Daha önce hiçbir insandan ayrılmamışsınızdır, ayrılınca artık daha görüşemeyeceğini veya eskisi gibi olamayacağınızı fark ettiğiniz için kaybetmekten korkar olursunuz.

Ancak ilkler her zaman güzel olarak algılanır. Çünkü iyi oldukları için devam ettirirsiniz ama kötülerle ikinci kez karşılaşmamak için elinizden geleni yaparsınız. Birde bilinmeyen ilkler var. O sizi bulmaz siz onu bulursunuz ama sonuç iyi mi kötü mü olacak bilmediğinizden yine de yaparsınız. Hayattaki ilkler insanların en büyük tecrübe kaynağıdır bence.

Comments Yorum yap! »

Sonra dedim işte “olm yazarız tamam, daha var hem” ama günü geldiğinde bile yazamayınca yazılmıyor be. Beyinde bişey olmayınca ne yazasın ki? Ancak üşenip de yazamamak boşanma nedeni, öyle böyle değil.

Comments Yorum yap! »

“Hepimizin yazabileceği konular” lafını bir türlü anlamayan ve bu konuyu veren Kontes’e selam ediyorum, anket konularını onaylayan kendime bunu kabul ettiğim için hiçbir şey demiyorum.

Bunun erkekleri en ilgilendiren noktaları dış görünüşü ve kopçasıdır. Kopça büyük kabus kaynağıdır ama. Arkadaş, iki tarafı kendi gerilimleriyle bir arada tutuyor bu, neyini anlamıyorsunuz ki? Yani küçükken fark etmesen bile oyuncaklarında bile vardı bu sistem, hatta bisikletine süs olsun diye taktığın iki ucu kancalı lastiğin aynı sistemi. Açmak için gerilimi ortadan kaldıracaksın bitti gitti.
O kadar kolay ki tek eli bırak azıyla, diliyle, kulağıyla açtığını iddia edenler var. Hele bir arkadaş vardı, nefesi çok güçlüydü, üfleyerek açıyorum diyordu.

Olum o değil de, şu destekli denen şeyler çok kötü lan. Milletin göğüslerine bakan bi tip değilim ama öyle estetikten uzak duruyorlar ki adeta bak lan bana ne kadar kötü duruyorum dimi dercesine sırıtıyorlar, yapmayın etmeyin.

Yazmayı unutmuşum eklemeden edemiycem, küçükken çarşı pazarda, tv’de, gazetede falan sütyen gördüğüm oluyordu da adını hiç öğrenemediydim. Bir gün dışarıda oynarken arkadaş “ahaha ağaçta sütyen var lan” dedi. Ağaçta ne işi olduğunu düşünmeyip adına takıldım, meme-süt ilişkisini kurdum ama yıllarca ne zaman sütyen adını duysam “olm bu kadar basit ve saçma olamaz lan, kesin başka bi olayı vardır bu ismin” dedim. Meğersem Fransızca “soutien”den dönmeymiş.

Comments 2 Yorum »

Türkçede ki en şey kelimedir, candır. Çok fazla kullanıyorum ben, öyle böyle değil. Hele dikkatim dağınıksa bir cümlede 3-4 kez kullanıyorum. Annem yasaklamıştı küçükken, yine de vazgeçemedim eheh.

Düşünsene lan “şey” derken beden dilini de azcık kullanırsan anlatabiliyorsun de demek istediğini. Benim gibi genelde konuşmaya üşenen insan için harika olay. Mesela tamlamalarda falan çok işe yarıyor, “kapının şeyi” desen anlaşılıyor dimi, anlaşılır tabi, neden anlaşılmasın.

O değil de çok sık kullanınca kötü oluyor lan. Karşındaki bel bel bakar oluyor, o çok bilinmeyenli denklem tadındaki cümleyi çözmeye hiç çalışmadan “ne diyon lan” dercesine bakıyor, çok kötü…

Comments Yorum yap! »