Author Archive

BUNU YAPMAKTAN NEFRET EDİYORUM.

Üstüste yaşanan ayrılıklardan sonra, ilk başından beri yüreğimi koyduğum Guburuk’a veda etme fikrinin dahi ne kadar içimi acıttığını bilmem söylememe gerek var mı.

Yeni temaya geçtiğimizden beri yazdığım ilk yazının da ayrılık yazısı olması nedeniyle zaten kendimi yeterince rahatsız hissediyorum, ama bilmiyorum..

Ben bu sene bir yere yerleşemedim.
Bir sene boyunca kendimi blog ortamından vesaire vesaire çıkartmaya çalıştım ama bi şekilde açıkken hala blog engelledi beni.

O nedenle bu sene tekrar hazırlanacağım için mümkün olduğunca elimi eteğimi çekmeye karar verdim.

2 haftadır üstüste yazamıyorum. Melis’in dediği gibi onu geçtim kendi bloğuma dahi yazamıyorum.

Herneyse.
Burayı çok seviyorum, evim gibi lan.
Altı tekerlekli fıstık yeşili bavulumu sürüyerek
kapıyı açıyorum
arkamı dönüp
son kez bakıyorum ve:

GÖRÜŞMEK ÜZERE GUBURUK.

Comments 2 Yorum »

Yazamıyorum.
Bayadır da zorlanıyorum.
Neden olduğunu söyleyemiyorum.
Ama bu olay öyle bir şey ki “yazacaksın” denince inat gibi harflere basarsın sadece boş boş.
Ama mesela tuvaletteyken delicesine gelir yazma isteğin, ya da sıkış pıkış otobüste.
Ben şuan hiçbirinde olmadığım için,
Yazamıyorum.
Konu da bu değil mi?
Yanlış yerde miyim?
Tamam. Devam edin.

Comments 1 Yorum »

Birkaç yıl kadar önce sempatiyle baktığım kurluş, şu an dünyanın en matıksız ve gereksiz eylemi olatak gelmekte bana.
Yani hiçbir insan sevdiği bir şeye kendini bağlamak istemez.
Mesela ben bezelyeye kendimi bağlamak istemezdim, her nekadar yeşil olsun, zeytinyağlı olsun, içinde havuç ve patates parçaları bulunsun, enfes tadı beni benden alsın; yine de bir süre sonra sıkmaya başlamaz mı? İnkar mı edeceksiniz yani..

Eşini, eşin olmadan evvel seversin. Çünkü o kumraldır mesela,kulak memeleri yapışıktır, böylece “aşkııım sen uzaylı mısın ekiki” şakaları yaparsın iki taraf da eğlenir, sonra koltukta film izlersiniz, ona yemek yaparsın dibi tutunca gülerek pizza sipariş edersiniz, bütün arkadaşlarını asar ve seninle ormanda yürüyüş yapar…

DAN!

Evlendiniz.

+aşkııııığaam senin kulak memelerin yapış..
-Evet mualla! Yapışık! Yeter artık! Uzaylıyım tamam mı! Of sıktı ama bu şaka.
+ :(

+Mücahiiit hadi 50 first dates izliyelim ha, koltukta oturalım hı?
-Of! Ne fifti först deytz, derbi var olum bu gece ahahah
+ :(

+ağy ilahi ahah gene ocakta unutmuşum yemeği hayatım telefon nerde?
-YETER LAN YETER! PİZZA YEMEKTEN KENARLARIM ÇITIRLAŞTI! ADAM GİBİ YEMEK YAP LAN! LANET OLSUN!
+ :(

Vesaire vesaire..tabi bu diyaloglarda duyarsız ve öküz tarafı erkek olarak yansıttım kadında olabilirdi ama o kadar da olsun, sonuç itibariyle Girl Power’ın hizmetindeyim 18 yıldır.

Diyorum ki, şu evrende birbirleri için en uygun olmayan canlılar varsa onlar da erkek ve kadındır. Keşke derim zaman zaman heteroseksüel bir canlı olsa yedekte, aradığını karşı cinste bulamadığında ona dönsen mesela..o canlı böyle her 2 türle de iyi anlaşabilen bir yaratık olsa.. deneysel olurdu değil mi?

Ama ekliyeyim evlilik aşkı öldürüyor olayı tamamen saçmalık.
Aşkı öldüren zamandır, insanoğlunun tatmin olmaz maymun iştahlılığıdır..
yani siz evlenmeyip uzun süre beraber olsanız gene aşk ölür, ayrılırdınız.
hiçbir zaman true romance sonsuza kadar sürmez.
evlilikteki tek fark prosedür işlemlerinin uzun sürmesi, çocuğun kimde kalcağına karar verilmesi gibi ıvır zıvır şeylerdir.

Diyeceğim o ki, tamam çoluk cocuk torun torba kısmı güzel yumuş yumuş hatta yapış yapış ama birini ömür boyu beraber takılacak kadar da sevebilecek miyim hiçbir fikrim yok açıkcası..

Ne diyoruuuz, madem öyle, hayırlısı..hıhı..

Comments 2 Yorum »

Dünyanın en mükemmel, en kurtarıcı, en sıcak, en samimi, en nanemolla kelimesisin sen.
Seni kullanmaya bayılıyorum.
İlkokulda Türkçe öğretmenim seni bana yasaklasa da,
çoğu insan seni çok fazla kullananlardan nefret etse de..
Senden asla vazgeçmedim, bilmeni isterim.

Bir anımı anlatacağım şimdi.
Gerçi anı değil de..
Neyse işte olay lan..

X, bilinmeyene koyduğumuz ad, Şey’den gelir aslında.
Şey’in aslı da Farsçadan gelir. Bilim araştırmaları yapan doğu alimleri, bilinmeyene ‘Şey’ adı vermiş. Bu ‘Şey’ batı dünyası tarafından Ş harfi olmadığından mütevellit, Xey gibi bir şeye çevirilmiş, sonra demişler, lan olum bilinmeyene Xey yazmak mallık neden daha da kısaltıp buna X demiyoruz, zamandan kazanırız böylelikle çocuklarımızla parkta oynayabiliriz falan demişler ve böylece matematik dünyası X’i kazanmış.

Bu çift taraflı bir konuydu. Yani bu haftanın konusu X’ de olsaydı bu hikayeyi anlatırdım ki ben, hiç acımazdım.

Eskiden, şey lafını kullanmak eziklik gibi gelirdi bana, adeta bir luğzır idi çok şey kullananlar gözümde, sonra..
Dünyada bunda yararlı kelimenin olmadığına karar vermem çok uzun sürmedi.
Yani özellikle konuşurken zaman kazanmamızı sağlıyor, ne diyeceğimizi bilemediğimiz zamanlar da kurtarıcımız, adeta bir can simidi..

+gittiğiniz restoran nerdeydi?
-hıı….şey ya…bu şey var ya hani..ay dilimin ucunda..şey işte..off gelmedi aklıma eheh;D
+starbucks?
-ay evet. Hay aklınla bin yaşa, starbaks tabi
+gerizekalı, starbaks restoran bile değil!
-evet. Ben ne dedim? Aynısını dedim. Şey dedim işte..

Bir de..
şey ya..
Bazen, yastığımın içine kötü şeyler, ruhlar işte, onların girdiğini düşünüyorum.
Beni bir gün boğacak diye her gece yere atıp, şeye yaslıyorum başımı, yatağa işte.

Comments Yorum yap! »

Öncelikle Eski kavramından girmek isterim olaya. Saf, katıksız “eski” kavramına odaklanalım.
Mor kazağını düşün.
O kadar severdin ki onu, yatarken çıkartmazdın, deprem olsa, öleceğini bilsen üstünde onun olmasını isterdin. Hatta keşke banyo yaparken de üstümde olabilse derdin.
Bir şeyi eskitmek için ona değer vermen gerekir.
Ama her şey bittiğinde,
Bilirsin hepsi bitmek zorundadır ve bütün somut şeylerin bir son kullanma tarihi vardır.
Eski iyi değildir.
Eskiyi saklamak hiç iyi değildir.
Gördükçe onu özlemekle karışık bi acı sarar içini.

Sevgili kavramı.
Sevgilinin mor kazağa benzerliği bilmem dikkatinizi çekdi mi?
Uyurken aklına gelir, çıkartamazsın.
Deprem olsa, kendinden evvel onu düşünürsün, hatta öleceğinden eminsen, bi saniye bile yanında olmasını istersin.
Banyo yaparken..Oha..neyse burası tutmadı..
Ama güzel benzetmeydi.

Ve şimdi birleştirme zamanı bayanlar baylar.
Eski Sevgili.
Eski iyi değildir.
Eskiyi saklamak hiç iyi değildir.
Gördükçe onu özlemekle karışık bi acı sarar içini.

Eski sevgili, eski değilken, bilirsin her şey pembeyken falan, en yakınındır, en değerlindir, zaman zaman kalbinin atmasını ona bağlarsın, ayakların yerden kesilir, yemek yemeyi gereksiz görürsün, çocuğunuzun neye benzeyeceğini kurarsın, aptal bağlılık olaylarına kapılırsın, o zaman mantıklı düşünemezsin, yani bazı şeylerin 4 günlük bazı şeylerin 4 aylık ömrü vardır, ama sana o an her şey artı sonsuzmuş gibi gelir, gayet normaldir, zaman, mekan kavramından bahsedilemez çünkü,..

SONRA..

Birden çat diye biter her şey. Böyle kulağında duyarsın o ÇAT!’ ı. Aynı çok huzurlu sakin müzik plağının gramafondan aniden fırlaması gibi..kulak tırmalayıcı bir ses eşliğinde, tüm camlar kırılır..

İçten içe yoğun badireler yaşarsın, karşı koyarsın, kızarsın, özlersin, kabul edemezsin, kızarsın, kıskanırsın, özlersin, özlersin..

Yaşanılan yoğunluğa göre dönemin uzunluğu değişir tabi.
Ama asıl ayrıldığı halde yüzyüze bakmak zorunda kalan insanlara pis koyar bu durum.
Kafanı kaldırdığın anda istemeyerek ona bakarsın, bingo, oldukça geç fark edersin baktığını, seni bakarken yakalar, tanrım ne utanç verici, hala onu düşündüğümü sanacak, lan gerizekalı sanki düşünmüyosun, bari bana dürüst ol olum, ne kadar da çekici görünüyor, saçlarını sevdiğim gibi taramış, parfümü…taa buradan koklayabiliyorum şey gibi…sanki üstünden okadar da çok zaman geçmemiş gibi, eskisi gibi..sonra acı bir ses: Dün ayrıldınız zaten lan.

Velhasıl, zordur efendim bu işler, herkes beceremiyor kanka olmayı, hiçbirşey olmamış gibi , sanki o kazağı sana o almamış gibi ortalarda üstüne giyip dolanmayı, sanki saçını o şekil bağlayışını o sevmezmiş gibi bağlayıp gezmeyi, sanki onla izlemezmişsin gibi o diziyi küfür etmeden izlemeyi, sanki onun en sevdiği yemek değilmiş gibi annen o yemeği yaptığında yüzünden şöyle bir gölge geçmezmiş de hayvan misali açmışsın gibi saldırmayı…herkes beceremez.

Konu sapıcak gibi ama söylemeden geçemiyeceğim.

Bir arkadaşım sordu. Aşktan sonraki hayata inanıyor musun?

Şimdi ona verdiğim cevabın aynısını vereceğim.

Hayır efendim inanmıyorum, salaklıktır, listenin yapılmaması gerekip de en cazip gelen eylemlerinin başını çeker, ayrıldığın anda pof diye kaybolsa şu insanlar her şey daha kolay olurdu, ama öyle değil. İnanmıyorum, çünkü o andan itibaren kendine has bir hayatın yoktur..

+alo aşkım bugün neyaptın?
-aşkım sabah kalktım, pencereyi açtım, odayı havalandırdım, sonra ne giysem diye düşündüm, düşündüm, sonra mavili tişörtümü giyiyim dedim, sonra kahvaltıya oturdum, … , sonra eve girdim üstümü çıkarttım, katladım, dolaba koydum, yatağımın örtüsünü kaldırdım, şimdi de yataktayım, uyuycam.
+iyiymiş.

OLAY BUNDAN İBARET.

Comments Yorum yap! »

Olaya ortamları ve guburuğu ne kadar özlediğimi bildirerek girişimi yapıyorum!!

Aslında hiç yazmasam da gözüm hep üstünüzdeydi lan, uzaktan izledim sizi, pusuya yattım, çaktırmadım, sabahın 7lerinde servisi beklerken yorum falan yazdım, offline takıldım zaman zaman, araştırma yapıyorum, efendime söylüyüm üniversitelerin taban puanlarına bakıyorum diyerekten kandırdığım annemin yine “kalkmazsan itunes’u silerim ha” naraları eşliğinde aceleyle kapattım..niye kapattıysam lan..sanki tekrar yüklemesi çok zor peeh…çocukluk işte..

Efenim gelelim bugüne.

Öncelikle kendi bloğumda öss sonrası hiçbirşey yazmamamın nedeni guburukta bu haftanın ÖSS haftası olmasıydı. Buradan bu hafta okurları okadar da büyük düşünmek zorunda bıraktırmayan Guburuk familyasına teşekkürleri bir borç bilirim.

Sonralıkla ister bloğum aracılığıyla olsun, ister telefonuma mesaj atmak, ister feysbukdan mail şeettirmek , ister bi nota yazıp da bahçeden evin içine fırlatmak, ister bloğumu hapishaneden takip eden hayranlarımın güvercinin ayağına bağlayıp yollaması suretiyle olsun sınavı mı soran herkese teşekkür eder, sınavımın “ iyiydi..hmm..ne biliyim lan yaptık işte..” olduğunu söylemek isterim. En büyük desteği gene internetteki dostlarımdan aldığımı da itiraf ediyorum şuan..

Konu öss olunca şuan için en çok lafı olan benim zannımca, tabi herkes girdi bu snava ancak şuan en dolu benim lan susun hepiniz beni dinleyin eheh..

Bütün sene boyunca masama oturup ders çalışmak zorunda olduğum zamanlarda hep düşündüğüm tek bişey vardı:

Türkiye’deki bir genç nasıl olur da tam da hayatının en güzel günlerini, 17-18 yaşında olmanın getirdiği ne biliyim mal mutluluğu yaşayamak yerine bir kütüphane dolusu teorikte işe yarar gibi gözüken ama pratikte hiç bi bokuma benzemeyen bilgiyi ezberlemek zorunda kalıyor?

Sonra kendi kendime diyorum ki, adamlar ne yapsın lan..sonuçta, bir şekilde limonatanın içindeki limon çekirdeklerini tükürmek zorundasındır…ne bileyim, sisteme itiraz edip hiçbir işe yaramayan bir insan gibi hissetmiyorum kendimi, yalnız, çare arıyorum be..

Nasıl daha sağlıklı olabilir tartışılır tabi..

Sonuçta her zaman başarılı olabilmek ve bir yerlere gelebilmek için fedakarlık yapıp, çalışmak zorundasın ama bu sadece bir seneye özgü olunca, dur lan bi dk burada bir bokluk var, sistem mal gibi, hadi itiraz edelim düşünceleri geçiyor adamın beyninden..her genç gibi benimde geçti, ben de genç oldum canıtın.

Sınavdan çıkar çıkmaz, savaştan gelen gazileri karşılarcasına alkışlayan,
elinde kamera “ eveeet, oğuzhanın sınavının bitmesine tam 3 dk var, çok heyecanlı, şimdi çıkacak” diyen velilerin de bi suçu yok lan..

onlarda sistem kurbanı..

biraz da “Yavrum tıpı tutturuyordu lakin sınav heyecanı işte, kaydırmış:(“ dememek için kastıkları çocukları düşünmeleri şart tabi.

Girdim, oturdum sırama, bekledim..içimden

“hissetsene lan bişeyler hisset, çok önemli, bayıl, tüm dikkatleri üstüne topla, millete açıklaman olur en azından, aha cevap kağıdını getiriyo sınavcı amca, vaay üstünde adım da yazıyomuş lan, bunlar benim akşam ne yediğimi de biliyorlardır eheh, şşş geyiğe vurma olm, çok heycanlısın tamamı, kalbin deli gibi atıyo, çıkınca internetin ağzına sıçacam, sonra one tree hill falan izlerim lan höhö, şşş şuana odaklan, bak kitapçıklar dağıtılıyo, oha acaba benimkinin grubu ney, K gelirse çok komik olur eheh,hoop gülmek yok, aha C geldi, vaay iyimiş, öndeki bebenin saçları gıvır gıvır an ehih ister misin..”

Neyse başladı sınav, lakin içimde hiçbir stres heyecan yok..ilginç tabi. Sadece biraz şaşırdım lan..ne biliyim, önümdeki 50 yıl buna bağlıydı sonuçta..sonra toparladım çözdüm yapabildiklerimi..

Sanırım benim en büyük avantajım istikrarlı olmamdı..yani denemelerde yaptığım puanın aynısını aldım, çoğu kişi düşürdü..neyse hayırlısı..

Bu senemi ne masama yapıştırmış olduğum kocaman “Kazan, Kurtul” yazısı, ne 45 dakika çalışmalarımın arasında kedimi mıncıklayarak stres atmaya çalışmam, ne arkadaşlarımla buluştuğumda şuan test çözmek vardı lan diyerek vicdanıma yaptığım eziyet, ne en güzel dizileri kaçırmış olmam, ne fotoğraflarımı tab ettirmeye vakit bile bulamamanın verdiği garip acı, ne de kitap okuduğum için biran kafasını testlerden kaldırıp“oha kitap okuyo lan mala bak son sene eheh” deyip geri gömen android sayborg insanların bakışları açıklayabilir.

Bu senemi sadece:

Özlemek.. elimin klavyeye değmesini, 3.5 saat boyunca hiç birşey yapmadan vazoyu izlemenin bıraktığı o üşengeçlik ve boşvermişlik hissini sonuna kadar yaşayabilmeyi, biyere gittiğimde koşturarak eve geri dönmek zorunda olmamayı, ders çalışmak zorunda olmamayı özlemek…

İle açıklayabilirim.

Sevgiler..

Revenge of Hulahop Çeviren Zombi

Comments 3 Yorum »

teyze ayakta duran bağırarak konuşan bir grup gence yan yan bakıp yanındaki bir başka teyzeye:

+bak bak görüyo musun, kaşını gözünü delmiş, bizim çocuklarda bunlara özeniyor, allahım koru sen..

bunu duyan piercingli genç teyzeye döner ve:

-senin çocuğun özensinde bana özensin tıp fakültesi 3. sınıfım bugüne bugün..

bu diyalogu dinleyen otobüsün kahkahalara boğulması, teyzenin kızaran yüzü..

Garip bir yer lan otobüs.
bu teyzeler gibi aynı, yırtık converse li çocuklara kaderin sillesini yemiş, kış da yağmurda bot alamayan yetim muamelesi yapan teyzeler, hala memur olmasından şüphelendiğim ama muavine “öğrenci” olarak kendilerini tanıtan, kep giyme törenine gittiklerini iddia eden saçlarındaki 12 kg saç spreyiyle 25 santimetre kare içindeki herkesi zehirleyebilecek kapasiteye sahip 3 genç kız, kulaklığından hadise deli oğlan melodileri yükselen sivri burun ayakkabısı ile tempo tutan Hobby jölenin kendisine sponsor olduğu bir ergen, ona “hayat çok boktan” bakışı atan siyah göz kalemi gözünden başka heryere bulaşmış gothik kız, tıklım tıklım otobüsün içinde camdan bakmak uğruna kafasını oraya buraya sokan abla, bu garipliklerin içinde bana paso soran bir muavin..

amca, diyorum içimden, burda öğrenci olduğundan şüpheleneceğin son kişiyim ya, hadi yine 1lira 70 kuruş vereyim pasomu evde unuttum..

aslında evde unutmadım.
hiç pasom olmadı benim.

o da ayrı bir konu neyse.

otobüs olayı şöför açısından çok mantıksız gelir bana.
hani “yansıma” sözcüğünü 3600 kez arkaarkaya yüksek sesle okuyunca anlamsız geldiği gibi.

yani şöför amcayı düşünüyorum.
hergün sabah biniyor otobüsüne, tüm gün tüm şehri geziyor geziyor, yine aynı yere park edip eve gidiyor.
yerdeğiştirme sıfır.
bu durumda yapılan iş de sıfırdır.
anlamsız yani..

Bir de otobüs seyir halindeyken kalabalıktan birinin cep teleonunun çalması, tüm otobüsün çaktırmadan aslında melodiyi dinliyor olması..
paha biçilemez, yüz ifadeleri, gerçekten pahabiçilemez.
çok eğleniyorum lan.
bikeresinde tüm gün nokianın meşhur melodisi “dırınırım dırınırım dırınııınımm” ını pelesenk etmiştim ağzıma.
takılıyor insanın diline ister istemez.
arkadaşlarıma nokianın veliahtının bana çıkma teklifi ettiğini söyledim.
gözlerini devirdiler.
tıpkı annemin pirinç pilavı yapcağı zaman bütün pirinçlerin balkondan çığlık atarak atladıklarını bir tek benim gördüğümü söylediğimde yaptıkları gibi..

NE?
bana inanmıyo musunuz?

Comments Yorum yap! »